20 Aralık 2009 Pazar
UN TARHANASI NASIL PİŞİRİLİR
Un Tarhana Çorbası tarifi: Derin bir kabın içine 4 çorba kaşığı un tarhanası koyarak 2 bardak soğuk suyla ıslatınız. Tencereye (tercihe göre 3 diş sarımsağı ezerek yağın içinde bir miktar pişirebilirsiniz. Rengi hafif kırmızıya dönen sarımsakları çıkarıp alabilirsiniz yada içinde bırakabilirsiniz, çıkardığınız zaman sarımsağın yağa verdiği lezzet kalıcı olur ve rahatsız etmez) tercih ettiğiniz yağı koyarak içine isteğinize göre bir tatlı kaşığı domates salçası ilave ederek karıştırınız. Daha sonra ıslatmış olduğunuz tarhanayla beraber 2 bardak soğuk su daha ilave ederek, kaynayıncaya kadar karıştırınız. Karıştırmazsanız tarhana erimez ve topaklaşır. Kaynama başladıktan sonra tercihinize göre çorbanın kıvamını ayarlayabilirsiniz. Eğer koyu olduysa sıcak su katarak kıvamını kendinize göre uygun hale getirebilirsiniz. On dakika kaynattıktan sonra, ocaktan alıp üzerine tercihe göre kırmızı pul biber, nane ilave edebilirsiniz. Afiyet olsun.
17 Aralık 2009 Perşembe
AŞURE NASIL YAPILIR
"Aşure Çorbası", aşure ismi verilen tatlının ortaya çıkışına dair bir inanış mevcuttur. Aşure Çorbası da denilen bu tatlı, Nuh Peygamber'in tufandan sonra Aşure Günü'nü kutlamak için geminin ambarında kalan erzakı karıştırıp bir tür tatlı yiyecek hazırlamasıyla ortaya cıkmıştır. İçinde birçok farklı malzeme kullanılan ve bir gelenek olarak bugün hala dinimizde Aşure Günü yapılan tatlının böyle ortaya çıktığı öne sürülmektedir. Aşure pişirmek sadece bir gelenektir, bir ibadet değildir. Evimizin bereketini arttıracağı inancı yaygındır. Muharrem ayında pişirilir ve komşulara dağıtılır.
Hicri takvimin ilk ayı olan Muharrem ayının onuncu günü aşure günü olarak kutlanır.
AŞURE TARİFİ:
Malzemeler
Malzemeler
- 2-3 bardak şeker,
- 1/2 bardak nohut,
- 2 bardak aşurelik buğday,
- 1/3 bardak kuru fasulye,
- 4-5 tane kuru incir,
- 3-4 tane kuru kayısı,
- 3-4 çorba kaşığı kuş üzümü,
- 1/4 bardak çekirdeksiz üzüm,
- 1/2 bardak ceviz içi ,
- 1/3 bardak fındık içi,
- 2-3 kahve kaşığı tarçın.
YAPILIŞI: Buğdayı, fasulyeyi, nohutu ve üzümü yıkayıp ayrı kaplarda akşamdan ıslanmaya bırakınız. Aşureyi pişireceğiniz zaman buğdayı 15 bardak suyla büyükçe bir tencerede ateşe koyunuz. Kaynamaya başlarken üzerinde biriken köpüğü bir süzgeçle alıp kapağını örtünüz, ağır ateşte karıştırmadan aralıksız olarak kaynatmak suretiyle taneleri kaybolacak şekilde pişiriniz.
Bir yandan da fasulyeyi, nohutu ayrı kaplarda pişinceye kadar haşlayınız. Buğdayın suyu un çorbası kıvamından hafif suluca bir koyuluğa gelince şekeri, üzümü, fındık büyüklüğünde doğranmış inciri, nohutu ve fasulyeyi atınız. Birkaç taşımda birlikte kaynatıp ateşten aldıktan sonra tercih ettiğiniz kaplara koyup, soğuduktan sonra üzerini kuş üzümü, fındık, ceviz ve tarçın ile süsleyiniz.
Malzemelere ait miktarlar sembolik olarak verilmiştir. Tercihe göre artırılır. Yöresel olarak kuru bakla, kuru börülce konulabilir, yalnız bakla ve börülce aşurenin rengini kararttığı için herkes tercih etmeyebilir. Mevsimine göre nar, portakal, mandalina, elma, kayısı gibi meyveler ilave edilebilir.
Aslında aşurenin özelliği Nuh Peygamberimizin yaptığı gibi elinizde bulunan malzemelerden yapılmasıdır.
15 Aralık 2009 Salı
LOR (ÇÖKELEK) PEYNİRİ NASIL YAPILIR
Lezzetli bir lor peyniri yapmak için tabi ki köy sütü en idealidir. Ancak köy sütü bulamayanlar pastörize sütle de yapabilirler.
1 kg. sütten yoğurt mayalayarak bir gün buzdolabında dinlendirin.
Ertesi gün 3 kg. sütü kaynamaya başlarken içine yoğurdu ilave edin. 10 dakika birlikte kaynatın.Tercih ettiğiniz miktar tuz ilave edin, hiç koymaya bilirsiniz de. Soğuyunca bir süzgece dökün ve suyunun süzülmesini bekleyin. ( Aynı oranda miktarı çoğaltabilirsiniz)
Eğer kalıp peynir yapmak isterseniz; kaynattığınız karışımı sıcak olarak bir kesenin içine koyun, keseyi iyice sıkıştırıp ağzını bağlayın ve üzerine bir ağırlık koyarak suyunu süzdürün. Süzülen suyu atmayın. Bir kavanozun içine peyniri ve peynirden süzülen suyu koyun. Bu şekilde salamura olarak saklayabilirsiniz.
Ertesi gün 3 kg. sütü kaynamaya başlarken içine yoğurdu ilave edin. 10 dakika birlikte kaynatın.Tercih ettiğiniz miktar tuz ilave edin, hiç koymaya bilirsiniz de. Soğuyunca bir süzgece dökün ve suyunun süzülmesini bekleyin. ( Aynı oranda miktarı çoğaltabilirsiniz)
Eğer kalıp peynir yapmak isterseniz; kaynattığınız karışımı sıcak olarak bir kesenin içine koyun, keseyi iyice sıkıştırıp ağzını bağlayın ve üzerine bir ağırlık koyarak suyunu süzdürün. Süzülen suyu atmayın. Bir kavanozun içine peyniri ve peynirden süzülen suyu koyun. Bu şekilde salamura olarak saklayabilirsiniz.
7 Kasım 2009 Cumartesi
YILMAZ ÖZDİL/ GDO"LU DİYET TARİFLERİ
Sizlerle Hürriyet gazetesi yazarı Sn.Yılmaz Özdil"in 06/11/2009 tarihli yazısını paylaşmak istiyorum. Beslenme şeklimizin ne kadar yanlış olduğunu bir kez daha hatırlattığı için Sn.Yılmaz Özdil"e teşekkür ediyorum.
06 Kasım 2009
Yılmaz ÖZDİL
yozdil@hurriyet.com.tr
GDO'lu diyet tarifleri
Haliyle panik halindesiniz... “Nasıl anlarız? Genetiği değiştirilmiş organizma yemekten nasıl kurtuluruz?” filan.
Şöyle...
*
Annaneniz öpülesi elleri parçalanırcasına, ovalaya ovalaya tarhana yaparken, siz, “Aman annane be, boş versene” deyip, marketten hazır çorba alıyordunuz ya... Annane rahmetli oldu ve siz, o tarhananın tarifini annaneden alıp, bir kenara yazmadınız ya... İşte o nedenle, siz, genetiği değiştirilmiş organizma yemekten kurtulamazsınız maalesef.
*
Ne verirlerse...
Onu yiyeceksiniz.
*
Kız evlat yetiştiriyorsunuz, en iyi okullara gönderiyorsunuz... Piyano çalıyor, İngilizce konuşuyor, Grammy alanları tek tek biliyor. Bilmeli... Ama alt tarafı limon, şeker ve su kullanıp, limonata yapmasını bilmiyor! Yoğurdu çırpıp, ayran yapamıyor, ayran... İşte o nedenle, kızınız, genetiği değiştirilmiş meşrubat içmeye mahkûm maalesef... Torunlarınız da.
*
Zahmet edip sütlaç yapmadığınız için, kek yapmaya üşendiğiniz için... İçinde ne olduğunu bilmediğiniz gofretleri, mısır patlaklarını kemiriyor sizin oğlan! Hamur tutmayı, şöyle mis gibi ıspanaklı bi börek yapıp, çantasına koymayı bilmediğiniz için, hamburger bağımlısı oldu. Tahin-pekmezi “köylü işi”, vıcık vıcık yağ fışkıran kremaları “modernite” sandığınız için, daha 10 yaşında ayıya döndü, yuvarlana yuvarlana yürüyor, tıkanıyor, merdiven çıkamıyor.
*
Size zor geliyor ama, zor mu evde yoğurt yapmak? İstanbul'un güneşi müsait değil, anlarım, zor mudur İzmir'de, Antalya'da, Adana'da evde salça yapmak?
Şikâyet edip duruyorsun, içine katkı maddesi konuyor, zorla beyazlatılıyor diye... İster tam buğday unundan, ister çavdardan, hakikaten zor mudur evde ekmek yapmak? Bütün ailen kabız... Tonla para verip, abuk sabuk ambalajlı-meyveli saçmalıklardan medet umacağına, niye öğrenmiyorsun kabak tatlısı yapmayı?
*
Güya, çoluğunu çocuğunu düşünüyorsun, taze taze yesinler diye, pazara gidiyorsun... Eğri büğrü biberlere, doğal olduğu için tuttuğunda ezilen domateslere ağız burun kıvırıyorsun, hormonlu, tornadan çıkmış gibilerini alıyorsun... Ne işe yaradı senin pazara gitmen?
*
Kocanız da, bu satırları okuyup, size akıl verecek şimdi... Söyleyin ona, ukalalık etmesin, götürün aktara, hatmi çiçeğiyle zencefili birbirinden ayırt etsin, ondan sonra konuşsun!
*
Enginar, börülce, radika, cibes pişirmekten haberin yok; gazetelerin tiraj almak için kıçından uydurduğu kıçımın uzmanlarından fıldır fıldır brokoli tarifleri öğreniyorsun... Brüksel lahanası yiyerek mi AB'ye gireceğini sanıyorsun?
*
Çin'den bal getiriyorlar mesela... Taaa Arjantin'den, Meksika'dan bal getiriyorlar. Neymiş efendim, içinde genetiği değiştirilmiş organizma olabilirmiş falan... İçinde tavuk ibiği, maymun kulağı olmadığına şükredin! Ben iddia ediyorum... Kaşla göz arasında frankeştayn ürünlere kapıları açan arkadaşlarla, Amerikan çiftçilerinin avukatı profesörlerimiz, sırf karakovan balına sahip çıksa, Şemdinli'de, Pervari'de terör bile azalır, terör bile.
*
Uzatmayayım.
Mutfak genetiğimizi kaybettik biz.
*
Elin adamı, mısırdan, soyadan, domatesten önce beynimizin DNA'sını değiştirdi!
*
Hurrraaa diye köyden kente göçerken, dışarda tıkınmayı şehirleşme zannettik. Ambalajlı ürün tüketmeyi, zenginleşme zannettik.
*
Dolayısıyla, ya kafayı değiştirip, özümüze döneceğiz... Ya da ne verirlerse onu yiyeceğiz.
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Yılmaz ÖZDİL
yozdil@hurriyet.com.tr
GDO'lu diyet tarifleri
Haliyle panik halindesiniz... “Nasıl anlarız? Genetiği değiştirilmiş organizma yemekten nasıl kurtuluruz?” filan.
Şöyle...
*
Annaneniz öpülesi elleri parçalanırcasına, ovalaya ovalaya tarhana yaparken, siz, “Aman annane be, boş versene” deyip, marketten hazır çorba alıyordunuz ya... Annane rahmetli oldu ve siz, o tarhananın tarifini annaneden alıp, bir kenara yazmadınız ya... İşte o nedenle, siz, genetiği değiştirilmiş organizma yemekten kurtulamazsınız maalesef.
*
Ne verirlerse...
Onu yiyeceksiniz.
*
Kız evlat yetiştiriyorsunuz, en iyi okullara gönderiyorsunuz... Piyano çalıyor, İngilizce konuşuyor, Grammy alanları tek tek biliyor. Bilmeli... Ama alt tarafı limon, şeker ve su kullanıp, limonata yapmasını bilmiyor! Yoğurdu çırpıp, ayran yapamıyor, ayran... İşte o nedenle, kızınız, genetiği değiştirilmiş meşrubat içmeye mahkûm maalesef... Torunlarınız da.
*
Zahmet edip sütlaç yapmadığınız için, kek yapmaya üşendiğiniz için... İçinde ne olduğunu bilmediğiniz gofretleri, mısır patlaklarını kemiriyor sizin oğlan! Hamur tutmayı, şöyle mis gibi ıspanaklı bi börek yapıp, çantasına koymayı bilmediğiniz için, hamburger bağımlısı oldu. Tahin-pekmezi “köylü işi”, vıcık vıcık yağ fışkıran kremaları “modernite” sandığınız için, daha 10 yaşında ayıya döndü, yuvarlana yuvarlana yürüyor, tıkanıyor, merdiven çıkamıyor.
*
Size zor geliyor ama, zor mu evde yoğurt yapmak? İstanbul'un güneşi müsait değil, anlarım, zor mudur İzmir'de, Antalya'da, Adana'da evde salça yapmak?
Şikâyet edip duruyorsun, içine katkı maddesi konuyor, zorla beyazlatılıyor diye... İster tam buğday unundan, ister çavdardan, hakikaten zor mudur evde ekmek yapmak? Bütün ailen kabız... Tonla para verip, abuk sabuk ambalajlı-meyveli saçmalıklardan medet umacağına, niye öğrenmiyorsun kabak tatlısı yapmayı?
*
Güya, çoluğunu çocuğunu düşünüyorsun, taze taze yesinler diye, pazara gidiyorsun... Eğri büğrü biberlere, doğal olduğu için tuttuğunda ezilen domateslere ağız burun kıvırıyorsun, hormonlu, tornadan çıkmış gibilerini alıyorsun... Ne işe yaradı senin pazara gitmen?
*
Kocanız da, bu satırları okuyup, size akıl verecek şimdi... Söyleyin ona, ukalalık etmesin, götürün aktara, hatmi çiçeğiyle zencefili birbirinden ayırt etsin, ondan sonra konuşsun!
*
Enginar, börülce, radika, cibes pişirmekten haberin yok; gazetelerin tiraj almak için kıçından uydurduğu kıçımın uzmanlarından fıldır fıldır brokoli tarifleri öğreniyorsun... Brüksel lahanası yiyerek mi AB'ye gireceğini sanıyorsun?
*
Çin'den bal getiriyorlar mesela... Taaa Arjantin'den, Meksika'dan bal getiriyorlar. Neymiş efendim, içinde genetiği değiştirilmiş organizma olabilirmiş falan... İçinde tavuk ibiği, maymun kulağı olmadığına şükredin! Ben iddia ediyorum... Kaşla göz arasında frankeştayn ürünlere kapıları açan arkadaşlarla, Amerikan çiftçilerinin avukatı profesörlerimiz, sırf karakovan balına sahip çıksa, Şemdinli'de, Pervari'de terör bile azalır, terör bile.
*
Uzatmayayım.
Mutfak genetiğimizi kaybettik biz.
*
Elin adamı, mısırdan, soyadan, domatesten önce beynimizin DNA'sını değiştirdi!
*
Hurrraaa diye köyden kente göçerken, dışarda tıkınmayı şehirleşme zannettik. Ambalajlı ürün tüketmeyi, zenginleşme zannettik.
*
Dolayısıyla, ya kafayı değiştirip, özümüze döneceğiz... Ya da ne verirlerse onu yiyeceğiz.
* * * * * * * * * * * * * * * * * *
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)